8 Temmuz 2025 Salı

Organik Tarımda Böceklere Karşı Doğal Çözüm: Isırgan Otu Turşusu

Organik tarımda doğayla dost üretim yöntemleri her geçen gün daha fazla ilgi görüyor. Kimyasal ilaçlar yerine geleneksel ve doğal çözümlerle sebze ve meyve yetiştiren üreticiler, doğayı korurken sağlıklı besinler de sunuyor. Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, ısırgan otundan elde ettikleri doğal böcek savar formülünü anlattı.
Doğayla uyumlu bu yöntemin yıllardır başarıyla kullanıldığını belirten Merve Tüfekçi Emre, “Gerçekten organik tarımda her an tetikte olmanız gerekiyor, çünkü böcekler ansızın saldırabiliyor” dedi. Doğal Turşu Tarifi ile Böceklerden Kurtulun Böceklerle mücadelede kullanıldıkları ısırgan otu karışımının hazırlanışı hakkında bilgi veren Emre, “Bahçemizde yabani olarak yetişen ısırgan otlarını topluyoruz. 5 litrelik bir kabın içine 1 kilo ısırgan otu koyuyor, üzerini tamamen suyla dolduruyoruz. Bu karışımı yaklaşık 15-20 gün serin ve gölge bir yerde bekletiyoruz. Bu sürede çürüyen ısırganlar doğal bir savunma mekanizmasına dönüşüyor. Turşu haline gelen karışım süzüldükten sonra 1 çay bardağı kadar miktar alınarak 5 litre suya karıştırılıyor. Bu doğal karışım, sebze fidelerinin yapraklarına püskürtülerek uygulanıyor. Böceklerin yapraklara zarar vermesini engelleyen karışım aynı zamanda toprağa da fayda sağlıyor. Zamanla karışım kökten de verilebiliyor.” Şeklinde konuştu. Toprağa ve Bitkiye Zarar Vermiyor Kimyasal ilaçların toprağa ve bitkiye zarar verebildiklerini, ısırgan otu karışımının ise tam tersine fayda sağladığını belirten Merve Tüfekçi Emre, “Bu karışımın en önemli özelliği, doğaya ve canlılara zarar vermemesi. Toprağın yapısını güçlendiriyor, bitkinin köklerini besliyor. Organik tarımda amaç zaten doğayla savaşmak değil, doğayla birlikte üretmek.” ifadelerin kullandı. Kokulu Bitkiler de Böcekleri Uzak Tutuyor Merve Tüfekçi Emre verdiği bilgilere şu sözlerle devam etti: “Isırgan otunun yanında bazı aromatik bitkiler de böcek kovucu etki gösteriyor. Özellikle reyhan, fesleğen ve soğan gibi kokulu bitkilerin domates ve biber fideleri arasına dikilmesi böcekleri uzaklaştırıyor. Biz domates, biber fidelerinin arasına reyhan ve fesleğen dikiyoruz. Onların kokusundan böcekler uzak duruyor. Aynı zamanda bu bitkileri mutfağımızda da kullanıyoruz. Bu yöntem hem doğal, hem de sürdürülebilir. İlacı sebzeye ve toprağa bastığınızda, bu size hastalık ve dert olarak döner. Ne ekersek onu biçeriz. O yüzden doğal olanın, gerçek tohumun ve organik üretimin peşinden gidin. Her şeyin bir yöntemi var.”

30 Haziran 2025 Pazartesi

Şifa Köyü’nde Organik Döngünün Kalbi: Kompost Üretimi

Sebze atıkları, hayvan gübresi ve doğadan gelen otlar… Hepsi yeniden hayata karışıyor. Bütünsel Sağlık Uzmanı ve Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, doğayla uyumlu üretimin sırrını anlattı: “Atık yok, döngü var.”
Bütünsel Sağlık uzmanı ve Şifa Köyü kurucusu Merve Tüfekçi Emre, organik çiftlikte kompost yapımını anlatarak, organik tarımda sürdürülebilirliğin en temel taşlarından biri olan kompost üretiminin inceliklerini anlattı. “Kompost, Organik Tarımın Olmazsa Olmazıdır” Kompostun organik tarımın olmazsa olmazı olduğunu ifade eden Merve Tüfekçi Emre,organik tarımın sadece kimyasal içermeyen ürünler yetiştirmekten ibaret olmadığını vurgulayarak, kompostun bu üretim anlayışının temel taşlarından biri olduğunu belirtti. Emre, “Eğer bir organik çiftlikseniz, permakültür ilkelerine sadıksanız ve sürdürülebilirliğe önem veriyorsanız, sizin için atık diye bir şey yok demektir. Bizim için de öyle.” Dedi. Kendi Gübresini, Tohumunu, Fidesini Üreten Çiftlik Tamamen sertifikalı üretim yaptıklarını belirten Merve Tüfekçi Emre, Şifa Köyü’nde toprağı koruyan, bitki döngüsünü besleyen ve sıfır atık prensibiyle çalışan bir sistemin uygulandığını söyleyerek, “Organik üretim ilkelerine bağlıyız. Toprağı korumaya, üretimi hiçbir atık oluşturmadan gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Kendi gübremizi, tohumumuzu ve fidemizi kendimiz üretiyoruz.” Şeklinde konuştu. Sebze Atıkları ve Hayvan Gübresi Komposta Dönüşüyor Tarlada hasat sonrası oluşan sebze atıklarının asla çöpe gitmediğini belirten Emre, bu sebzelerin kompostun yapı taşlarından olduğunu ifade ederek, “Bazı sebzeler çürüyebiliyor, böcekler yemiş olabiliyor. Bunları sofraya ulaştıramayız ama atmayız da. Yenemeyecek kadar kötü olanları ya hayvanlarımıza veriyoruz ya da kompost yapıyoruz. Kompost karışımında organik sebze atıklarının yanı sıra, köyde organik beslenen tavuk ve keçilerin gübresine de yer veriyoruz.” İfadelerini kullandı. İlaçsız Ot Temizliğiyle Doğal Gübre Üretimi Ot temizliği sırasında çıkan yabani otlar da kompostun bir parçası haline geldiğinin altınız çizen Emre, ilaç kullanılmadığı için çıkan ot miktarının fazla olduğunu, bu otların da doğrudan kompost alanında değerlendirildiğini belirtti. Merve Tüfekçi Emre, “Hiçbir şekilde ilaç kullanmadığımız için otlarımızı doğal yöntemlerle temizliyoruz. Bu otları da kompost alanımıza ekliyoruz. Böylece birkaç ay içinde kıvamlı bir gübreye dönüşüyor.” Dedi. Toprağa Can Veren Doğal Güç Oluşan bu doğal gübrenin, toprağın mineral yapısını zenginleştirdiğini ve bitkilerin büyüme dönemlerinde ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri sağladığını söyleyen Merve Tüfekçi Emre, bu sürecin doğaya duyarlı üretimde ne kadar değerli olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti. “Bu gübre, toprağı ve bitkiyi besliyor. O yüzden biz kompost yapmayı ve kendi döngümüzü kendimiz sağlamayı çok seviyoruz.” Ziyaret ve Deneyim Çağrısı: “Çiftliğimize Gelin” Kompostla ilgili daha fazla bilgi almak isteyen herkese kapılarının açık olduğunu belirten Emre, hem bilgi paylaşımına hem de Şifa Köyü’nü ziyaret etmeye davet ederek, “Komposta dair sorularınız varsa bize yazabilirsiniz. Önerilere açığız. Gelin, çiftliğimizi görün, nasıl tarım yapıyoruz gözlemleyin, deneyimleyin.” Dedi.

14 Haziran 2025 Cumartesi

“Sahte Gıdalar Bizi Sahte İnsanlara Dönüştürür”

Toksik ilişki sadece bir kişiden ibaret değil. Yediğiniz yemek, izlediğiniz içerik, soluduğunuz ortam hatta kendi düşünce kalıplarınız bile sizi hasta edebilir. Bütünsel Sağlık Uzmanı Merve Tüfekçi Emre, modern yaşamın fark edilmeden sürdürülen toksik ilişkilerini ve bu ilişkilerin zihin, beden ve ruh sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerini anlattı. Emre’ye göre; sağlıklı sınırlar kurmak, hem insanlarla hem de alışkanlıklarla olan bağlarımızı dönüştürmekle başlıyor. Bütünsel Sağlık Uzmanı Merve Tüfekçi Emre YouTube kanalında çarpıcı bilgiler paylaştı. Emre sadece insanlar arasında değil; gıdalarla, kültürle, hatta maruz kalınan medya içerikleriyle bile toksik ilişkiler kurulabileceğini ifade etti. Ayrıca bireylerin yaşam kalitesini artırmak için bu ilişkileri fark etmesi ve sağlıklı sınırlar koyması gerektiğini vurgulayarak, “Toksik ilişki sadece bir kişiyle yaşanmaz. Kötü beslenme, negatif medya içerikleri ve sağlıksız alışkanlıklar da toksik bağlara dönüşebilir” dedi. Hazır ve Paketli Gıdalar Kronik Hastalıklara Yol Açıyor Merve Tüfekçi Emre, toksik beslenmenin de bir ilişki türü olduğunu belirtti. Hazır, sağlıksız ve paketli gıdaların zaman içinde vücudu kronik hastalıklara açık hale getirdiğini söyleyen Emre, “Bu tür yiyecekler solunumdan sindirime birçok sistemi olumsuz etkileyebilir. Bu tarz gıdalarla bedenimizin dengesi bozuluyor. Nefes almak zorlaşıyor, mide ve böbrek rahatsızlıkları başlıyor, zihinsel netlik kaybolabiliyor. Bu da aslında toksik bir ilişki biçimidir.” İfadelerini kullandı. Enerjinizi Takip Edin: Toksik Bağlar Vücut Sinyalleriyle Belli Olur Toksik bir ortamda ya da kişiyle birlikte olunduğunda vücudun sinyal verdiğini ifade eden Merve Tüfekçi Emre, “Rahat nefes alamamak, ağız kuruluğu, mutsuzluk hissi, negatiflik... Bunların hepsi sınırların aşıldığını gösteren belirtilerdir” diyerek toksik bağları anlamanın en etkili yollarından birinin beden farkındalığı olduğunu vurguladı. ,
Geri Bildirim Verin, İlişkinizi Temizleyin Uzman Emre, toksikleşen ilişkilerde en önemli adımın geri bildirim olduğunu belirterek, “Bazı insanlar size zarar verdiğinin farkında bile olmayabilir. Hislerinizi dürüstçe paylaşmazsanız, bu toksik duygular içinizde birikir ve sonunda taşar. Bu yüzden ‘Bu sözün beni kötü hissettirdi’ gibi açıklamalarla geri bildirimde bulunmak iyileştirici bir adımdır.” Şeklinde konuştu. Toksik Kişiliklerle İlişki Daha Zordur MerveTüfekçi Emre, bazı ilişkilerin ise sınır koymakla düzelemeyeceğini, özellikle narsistik kişilerle olan bağların daha derin ve yıpratıcı olabileceğini belirtti. Bu gibi durumlarda kişinin kendini sürekli savunmaya alma haliyle karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Kendinizi de Gözlemleyin Merve Tüfekçi Emre, yalnızca karşı tarafı değil, kişinin kendisini de değerlendirmesi gerektiğinin altını çizdi: “Belki siz de bir başkasının canını farkında olmadan acıtıyor, toksik bir etki yaratıyor olabilirsiniz. Savunmaya geçmeden önce kendinizi dinleyin ve bu davranışların sizde neden var olduğunu tarafsızca değerlendirin.” Sahte İlişkiler Yerine Gerçek Bağlar Kurun Merve Tüfekçi Emre, toksik ilişkiler üzerinde durulmadığında sahte, yüzeysel bağlar oluştuğunu; bunun da insanların duygusal kopukluklar yaşamasına, yalanlara, kaçamaklara neden olduğunu ifade ederek, “İletişimde dürüstlük ve farkındalık çok kıymetlidir. Ne hissettiğinizi bilmek, sınırlar koymak, gerçek ilişkiler yaşamak için ilk adımdır.” dedi Sahte Gıdalar Bizi Sahte İnsanlara Dönüştürür Son olarak beslenme konusuna da değinen Emre, yapay gıdaların sadece bedeni değil, ruhu da etkilediğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Yapay, katkı dolu gıdalar bizi daha katı, daha sert ve yapay bir hale getiriyor. Vücudumuz yoruluyor, toksik yükleniyor. Bu da hayata bakış açımızı ve ilişkilerimizi etkiliyor. Gıdalarla da sağlıklı sınırlar çizmemiz şart.”

3 Haziran 2025 Salı

Bu Belirtileri Göz Ardı Etmeyin: Tıkanıklık Geliyorum Diyor!

Modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik, damar sağlığını her geçen gün daha fazla etkiliyor. Kalp krizinden felce kadar pek çok sağlık sorunuyla ilişkilendirilen damar tıkanıklığı, artık yalnızca ileri yaşların değil, genç bireylerin de karşısına çıkabiliyor. Sessizce ilerleyen bu tablo, erken fark edildiğinde önlenebilir ve yönetilebilir bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.
Damar tıkanıklığının bölgesel belirtilerine dikkat çeken Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi’nden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ünal Aydın, “Tıkalı damarlar, vücudun hangi bölgesinde olduğuna bağlı olarak farklı belirtiler verir. En çok kalp (koroner arterler), beyin (karotis ve serebral arterler) ve bacak (periferik arterler) damarlarında tıkanıklık görülür. Kalp damarları tıkandığında; göğüs ağrısı (anjina) meydana gelir. Bu ağrı genellikle göğsün ortasında, baskı veya sıkışma hissi şeklindedir. Eforla artar, dinlenince geçer. Ayrıca hastalar; nefes darlığı, sol kola, çeneye, sırta yayılan ağrı, çarpıntı, soğuk terleme, mide bulantısı veya halsizlik, bayılma hissi gibi belirtiler verir. Bu belirtiler ani ve şiddetli olursa kalp krizi (miyokard enfarktüsü) habercisi olabilir. Beyin damarları tıkandığında ise; ani baş dönmesi, konuşma bozukluğu, yüzün bir tarafında düşme (asimetri), kolda veya bacakta ani güçsüzlük veya uyuşma (tek taraflı), özellikle tek gözde görme kaybı veya bulanıklığı, denge kaybı, yürümede zorluk gibi belirtiler meydana gelir. Bunlar genellikle inme (felç) veya geçici iskemik atak (TIA) belirtisidir. Bacak damarları tıkandığında ise; yürürken baldırda, uylukta veya kalçada kramp tarzı ağrı ve aralıklı topallama görülür. Bacaklarda soğukluk, solukluk, ayaklarda uyuşma, karıncalanma, ayakta veya parmaklarda iyileşmeyen yaralar, tüy dökülmesi, tırnaklarda kalınlaşma gibi belirtiler görülür. İleri evrede ise istirahat halindeyken bile ağrı görülebilir. Bu belirtileri yorgunluk ve halsizlik, özellikle erkeklerde cinsel fonksiyon bozuklukları gibi semptomlar takip edebilir.” Dedi. Belirtilerden bir veya birkaçı varsa bile uzmana görünmekte fayda var. Sıralanan belirtilere mutlaka kulak vermek gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünal Aydın, “Özellikle risk faktörü bulunan kişiler; sigara kullananlar, hipertansiyon hastaları, kolesterol yüksekliği olanlar, diyabet hastaları, ailede kalp-damar hastalığı öyküsü olanların mutlaka geciktirmeden uzmana görünmelerinde fayda vardır.” Şeklinde konuştu. Tıkalı damarların açılması için ameliyat şart mı? Tıkalı damarların açılması için her zaman ameliyatın şart olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ünal Aydın, “Tıkalı damarların açılması her zaman şart değil. Eğer kişinin yan damarları gelişmişse ve o organın dolaşımını sağlıyorsa cerrahi olarak hiçbir şey yapmaya gerek yok. Öte yandan damar tıkalıdır ancak tıkanma yüzdesi yüksek değildir, dolaşımı da normal seviyedeyse bu hastalarda da cerrahi olarak hiçbir şey yapmaya gerek yok. Ancak yine de damarda bir plak oluştuğu için, yüksek risk faktörü grubunda oldukları için ilaç tedavisine mutlaka başlamak lazım. Öte yanda damar tıkandığında ve semptom oluştuğunda, bir işlem gerekliliği olduğunda; kişinin durumu, cerrahın bu olaya yaklaşımı, merkezin olanakları ve de damarın tıkanma seviyesi, tıkanma yüzdesi hatta tıkanma uzunluğuna bağlı olarak cerrahi ya da anjiyografik girişimden tercih edilir. Cerrahide plak çıkarılır, tekrar damar onarılır ya da suni ya da kişinin kendi damarıyla bypass yapılır. Anjioda ise damarlar bazen balonla açılır, bazen stent takılır. Bu da dediğim gibi yerine, uzunluğuna, çapına göre değişen bir durumdur.” İfadelerini kullandı İleri yaş hastalığı değil. Damar tıkanıklığı “ileri yaş hastalığı” gibi görülse de, süreç aslında genç yaşlarda başlıyor. Bu yüzden önlemler ne kadar erken başlarsa, o kadar etkili olur diyen Prof. Dr. Ünal Aydın, kadınlarda ve erkeklerde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı. Erkekler 30, kadınlar 40 yaşından sonra önlem almalı! Erkeklerde 35 yaşından itibaren damar sertliği (ateroskleroz) riski belirginleşmeye başlar. Özellikle sigara içen, yüksek kolesterolü olan, ailesinde kalp hastalığı öyküsü bulunan erkeklerde bu risk 30 yaş altına bile inebilir. Bu nedenle 30 yaşından itibaren düzenli kontroller ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları şarttır. Kadınlar ise östrojen hormonu sayesinde menopoz öncesi dönemde damar tıkanıklığına karşı nispeten daha avantajlı durumdalar. Ancak menopoz sonrası yaklaşık 45-55 yaş arası dönemde bu koruyucu etki azalır ve risk erkeklerle eşitlenir, hatta bazı durumlarda geçilebilir. Bu nedenle kadınlarda önlemler 40 yaşından itibaren aktif olarak devreye sokulmalı. Bu grup 20 yaşından itibaren önlem almalı! Ailesinde kalp-damar hastalığı olanlar, obezite, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri taşıyanlar, sigara içenler ve hareketsiz yaşam sürenler, 20’li yaşlardan itibaren kalp damar hastalıklarına karşı mutlaka önlem almalı. Damar sağlığını korumak için: Sağlıklı ve Dengeli Beslenin Trans yağlardan, margarinlerden, işlenmiş gıdalardan uzak durun. Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, zeytinyağı, balık gibi doğal ve antioksidan açısından zengin besinleri tercih din. Tuz ve şeker tüketimini azaltın. Kızartmalardan kaçınıp, haşlama, buharda veya fırında pişirme yöntemlerini kullanın. Düzenli Egzersiz Yapın Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş (günde 30 dakika, haftada 5 gün) önerilir. Egzersiz, damarların esnekliğini artırır, kan akışını düzenler ve iyi kolesterolü yükseltir. Sigara ve Tütün Ürünlerinden Uzak Durun Sigara, damarları daraltır, pıhtılaşmayı artırır ve tıkanıklığa zemin hazırlar. Pasif içicilik bile damar sağlığını etkiler. Stresi Azaltın ve Uyku Düzenine Dikkat Edin Sürekli stres, damarların yapısını bozar. Gevşeme teknikleri, meditasyon, doğa yürüyüşleri ve yeterli uyku (6-8 saat) damar sağlığına olumlu katkı sağlar. Kan Değerlerini Kontrol Ettirin Kolesterol, trigliserit, kan şekeri ve tansiyon düzenli olarak ölçtürün. Yüksek tansiyon ve diyabet kontrol altına alınmazsa damar yapısını bozabilir, bu yüzden mutlaka kontrol altına alın. İdeal Kilonuzu Koruyun Aşırı kilo, damarların iç yüzeyini zedeler, kalbi zorlar. Özellikle bel çevresi yağlanması risk faktörüdür.

28 Mayıs 2025 Çarşamba

Yavuz Dizdar Uyardı: “Organik Etiketine Aldanmayın, Üreticiyi Tanıyın”

Ünlü Onkolog Doç. Dr. Yavuz Dizdar, Bütünsel Sağlık Uzmanı Merve Tüfekçi Emre’nin YouTube kanalına konuk oldu. Dizdar, organik ve doğal gıdaya ulaşmanın zorluklarına değinirken, özellikle evde yoğurt yapmanın önemine dikkat çekti.
“Ev yoğurdu sağlıklı beslenmenin temelidir” Dizdar, özellikle Türk beslenme kültüründe ev yoğurdunun vazgeçilmez olduğunu vurgulayarak, “Evde yoğurt tutturun, bu kesin kuraldır. Türkiye beslenme sisteminde evde yoğurt yapmak temel şarttır. Uygun süt bulmak zorlaştı ancak yine de pastörize süt veya yoğurtluk süt seçeneklerini kullanılabilirsiniz.” Dedi. “Organik tarım sertifikası yeterli değil; üreticiyi tanımalısınız” Yavuz Dizdar'ın Merve Tüfekçi Emre’nin kurucusu olduğu Şifa Köyü’nde bir gün geçirip üretimi inceledikten sonra konuk olduğu programda organik gıda ile ilgili soruları da yanıtladı. Organik gıdanın sadece etiketle anlaşılmayacağını vurgulayarak, “Gerçek organik üretim ancak üreticinin bilinmesiyle ve doğrudan çiftlikten teminle mümkün olabilir. Ata tohumlarıyla üretilmiş, pestisit kullanılmamış ürünleri tercih etmek insanları kimyasal yükten korur,” şeklinde konuştu. “Vücut, aromasını kaybetmemiş gıdaya ihtiyaç duyar” Beslenmenin sadece karın doyurmak değil, vücuda gerekli bileşenleri sağlamak olduğuna dikkat çeken Dizdar, özellikle aromatik aminoasit ve metiyonin gibi bileşenlerin kaliteli ve doğal ürünlerle alınabileceğini söyleyerek, “Gerçek meyveler ve toprakta doğal filizlenmiş ürünler, bu maddeleri sağlayabilir.” ifadelerini kullandı. “Paketli gıdalar bir kurgudur” Yavuz Dizdar, hazır ve paketli gıdalara da dikkat çekerek, “Paketli gıda diye bir yiyecek yarattılar. Eskiden pirinci bakkaldan çuvalla alırdık, şimdi ışınlayıp ambalajlıyorlar. Ambalajın suçu yok ama içeriği bilmeden almak sorun.” diye bilgi verdi. “Dışarıda en güvenli tercih: çorba” Dışarıda yemek zorunda kalanlara çorba önerisinde bulunan Dizdar, “Mercimek veya ezogelin çorbası hala birçok yerde doğal şekilde yapılıyor,” dedi. Ancak bu ürünlerde bile hazır endüstriyel seçeneklerin arttığını da belirtti. “Tek tip beslenme reçeteleri yanıltıcı olabilir” Her bireyin metabolizmasının, yaşam tarzının ve fiziksel aktivitesinin farklı olduğunu belirten Dizdar, tek tip beslenme reçetelerinin yanıltıcı olabileceğini söyleyerek, “İnsanlar sabit bir formül arıyor. Oysa herkesin dengesi farklı. Bunu kişinin kendisi keşfetmeli,” dedi.

19 Nisan 2025 Cumartesi

Şifa Köyü'nden organik ötesi tarım

Şifa Köyü Kurucusu Merve Tüfekçi Emre, temiz gıdaya ulaşmanın yollarını anlatarak tüketicilere önemli uyarılarda bulundu. Dışı parlak ve canlı görünen meyve-sebzelerin içinde, sistemik tarım ilaçlarının kalabileceğine dikkat çekti.
Temiz gıdaya dikkat çeken Şifa Köyü Kurucusu Merve Tüfekçi Emre, modern tarımın görünmeyen risklerine karşı tüketicileri uyararak, "Gerçek gıda için yalnızca organik etiketine değil, üretim yöntemine de bakın." Dedi. Karbonatla Yıkamak Yetmez Merve Tüfekçi Emre, "Karbonatla yıkamak yalnızca yüzeydeki kalıntıları azaltır. Ancak sistemik pestisitler bitkinin içine işler, bu yüzden yıkamak çözüm değildir" diyerek gerçek gıdaya ulaşmak için üretim sürecinin şeffaf olması gerektiğini vurguladı. Organik Ötesi Üretim Modeli Şifa Köyü’nde sadece organik üretim değil, ‘organik ötesi’ bir model uyguladıklarını belirten Merve Tüfekçi Emre, "Biz ilaçsız toprak, has tohum ve mevsiminde üretim prensibiyle çalışıyoruz. Organik tarımda bile izin verilen bazı ilaçları kullanmıyoruz" ifadelerini kullandı. Mevsiminde Üretim ve Hasat Şu anda Şifa Köyü'nde, doğanın ritmine uygun olarak ıspanak, kırmızı pancar, pazı, bakla, bezelye, araka, taze soğan, sarımsak gibi sebzeler ile kıvırcık, kale, kişniş, maydanoz, tere, roka, fındık turp ve rezene gibi yeşilliklerin yetiştirildiğini belirten Tüfekçi Emre, tüketicilerin doğaya kulak vererek mevsiminde ürün tüketmelerinin önemine işaret etti. Doğru Bildiğimiz Yanlışlar Merve Tüfekçi Emre, toplumda yaygın olan bazı yanlış inançlara da değindi: "Karbonatla yıkarım, geçer." Hayır, sistemik pestisitler yıkanmaz. "Organik etiketli her şey güvenlidir." Her etiket tam güven vermez. "Market ürünleri ilaçsızdır." Uzun raf ömrü katkı maddeleriyle sağlanır. Çözüm: Üreticiyi Tanımak ve Gıdanın Hikâyesini Sorgulamak Merve Tüfekçi Emre, temiz gıdaya ulaşmanın en güvenilir yolunun üreticiyi tanımaktan geçtiğini vurgulayarak, "Gıdanızın hikâyesini sorun, mümkünse analizini yaptırın. Ya da bizim gibi köylerde üretime ortak olun ve güvenle paylaşın. Toprakla aramızı iyileştirmek zorundayız. Çünkü toprak, hepimizin ilk ve son evidir." Dedi.

5 Ocak 2025 Pazar

Kalp ameliyatı olanlara uzmanından hayati sigara uyarısı…

Uzmanı uyardı! Herhangi bir kalp ameliyatı geçirmiş, stent ya da balon uygulaması yapılmış kalp hastalarının sigaraya yeniden başlaması hayati risk oluşturuyor.
Sigaranın içinde bulunan kimyasal ve zehirli maddelerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri saymakla bitmiyor. Uzmanlar özellikle kalp ameliyatı olmuş kişilere ciddi uyarılarda bulunuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ünal Aydın, kalp rahatsızlığı nedeni ile tedavi görmüş hastalara önemli uyarılarda bulunarak, “Herhangi bir kalp ve damar işlemi geçirmiş, stent, balon gibi uygulamalar yapılmış ya da ameliyat geçirmiş hastaların bu uyarıyı dikkate almalarını istiyorum. Bu hastalar ameliyat sonrası dönemi atlattıktan sonra genelde rahatlamış oluyorlar. Kendilerini rahat hissettikleri için de eski alışkanlıklarına dönebileceklerini düşünüyorlar. Özellikle sigaraya yeninden başlamaları hastalığın yeniden ve daha ciddi bir şekilde nüks etmesinin yanı sıra hayati risk de oluşturabiliyor” dedi. Sigara doku harabiyetini artırıyor. Kalp ve damar hastalarının sigarayı mutlaka hayatlarından çıkarmaları gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ünal Aydın, “Kalp ve damar rahatsızlıklarında sigara önemli bir negatif etkendir. Kalp ve damar hastalığının artışına, ilerlemesine neden olmakta ve dokularda ciddi bir harabiyet yaratmaktadır. Dolayısıyla hastaların sigarayı mutlaka yaşamlarından çıkarmaları gerekmektedir. Biz genelde kalp ve damar rahatsızlığı çok ilerlemiş hastaların stent, balon, anjiyo ya da ameliyattan sonra sigarayı yüzde 99 bıraktıklarını görmekteyiz. Bu kişiler İyileşene kadar bu sigarasız döneme devam etmektedirler. Ancak işlemler başarılı olmuş hasta rahat ve normal yaşamına döndükten sonra sigaraya yeniden meyledebiliyor. Dolayısıyla bu yeniden sigaraya başlama dönemi normal bir hastanın, normal bir popülasyonun sigara içmesi gibi değildir. Bu hastaların damarlarına işlem yapılmış oluyor, ameliyat olmuş dokularda belli bir reaksiyon oluyor ve bu dokular sigaraya yeninden başlanması ile tahribatı artırmaktadır. Zaten işlem yapıldığı için altta yatan bir plak, altta yatan bir nekroz olduğu için problemli bir damarda damarın ikinci kez sigarayla tahribatı oradaki yangını, alevi artırmaktadır. Buna bağlı olarak da hastanın işlem sonrası uzaması planlanan sağlıklı ve konforlu dönemi tam tersine kısalmaktadır” şeklinde konuştu. Sigara tamamen bırakıldığında damar daha uzun süre açık kalabiliyor. İşlem yapılmış damarların uzun süre açık kalmasının sigaranın tamamen bırakılması ile mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ünal Aydın sözlerine şöyle devam etti. “Bu hastaların ameliyat sonrasında sigarayı tamamen bırakması hem genel vücut sağlıkları hem de kalp ve damar sağlıkları için çok önemlidir. İşlem yapılan bölgenin ve işlem yapılan damarın uzun vadede sağlıklı kalmasına çok büyük katkısı olmaktadır. Bu hastalara en büyük önerimiz en önemli önerimiz sigarasız dönemi tüm ömürlerine yaymalarıdır. Dokunun sağlığa ulaştırılmış olması, damarların normal akıma ulaştırılmış olması; damarların ve kalbin bu süreci sağlıklı ve sorunsuz bir şekilde devam ettirmelerine yardımcı olacaktır. Aksi halde burada hem akım, hem doku kanlanması tekrar bozulacak ve öncekinden daha fazla doku tahribatına neden olacağı için hastalık daha ilerlemiş bir şekilde kendini tekrarlayacaktır. Hastanın uzun vadede sağlığı için ve dokularının sağlığı için, yapılan işlemlerin uzun vadede başarısı için mutlaka sigarasız dönemi tüm hayatına yaymalı ve sigarayı bırakmalıdır.